ÜZÜM SUYUNDAN ŞARAP ELDE EDİLMESİ

Taze üzümün pahalı olması, sıkılması iÅŸleminin zahmetli olması nedeniyle biz supermarketlerde kolaylıkla bulabileceÄŸiniz üzerinde “No prezervatives added, %100 pure” (Koruyucu madde kullanılmamıştır %100 saf ) yazan üzüm sularını kullanıyoruz.

ÅžERBET HAZIRLANMASI:

20 litre üzüm suyuna iki litre elma suyu ve beyaz üzüm suyuna 1250g kırmızı üzüm suyuna ise 1500 g toz ÅŸeker ekleyip ÅŸeker tamamen eriyinceye kadar karıştırın….
Daha fazla »

Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de ÅŸemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle

BuÄŸulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün

Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

Tarih de kekemeleÅŸiyor bazan
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini

Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir

Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
BelleÄŸini geri getirecek olan

Burada yağmur yağıyor ama sen
Åžemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun

Ahmet Telli

Adnan KahveciÖldüğün de (ya da öldürüldüğün de) daha 11 yaşındaydım. Sadece kötü insanların -o da sadece filmlerde- öldürüldüğünü zannediyordum. Geri kalan herkes normal ölüyordu. Ben O’nun ölümüne aÄŸlamıştım. Nedense?..
Adnan Kahveci’nin ölüm haberini; o sıra izlediÄŸim çizgi filmi kesen haber bültenindeki sunucu abla söylemiÅŸti. Yüzü ve ses tonundaki hüzün yüzünden aÄŸlamamıştım. Daha siyaset poetika (günümüze göre politika) nedir bilmeyen ben, iyi biri olduÄŸunu bildiÄŸim Adnan Kahveci için aÄŸlamıştım.

Anneme seslendim hemen. Annemin de yüzü değişti. Koştu geldi tv başına. Sanki ben söylemesem haberi olmayacak sanmıştım bir an. Sonra yüzünü görünce de söylediğime üzülmüştüm.

Hem zeki, hem arı gibi çalışkan, hem çok dürüst, hem çok ÅŸey bilen, hem de adam gibi adam birini kaybettik. (kaybettirildik) Adnan Kahveci trafik kazası geçirmiÅŸti. Ölmüştü. AÄŸlamıştım… Hem de çok…
ÖYS’de sıfır yanlış yapan, girdiÄŸi her eÄŸitim kurumunda birinci olan, efsane Maliye Bakanı idi o. Poetika nedir anlamayan, arı gibi çalışkan ve tavanlarda gezen iqsunun yanına mütevaziliÄŸini eklemiÅŸ biriydi O. (Ki ben aÄŸlarken bunların hiç birini bilmiyordum.)
Yeni otobana, trafik iÅŸaretleri yüzünden ters sokturulup kaza yaptırılan Kahveci niye biraz daha yaÅŸamadı ki…

Bir çığlık, haykırış ancak yürekten gelirse anlamını bulur. Aynı hayat gibi. Sincap gibi yaÅŸadığında anlamlanması gibi…

Yürek umutlara gebeyken bile doÄŸacak çocuk beklenen olmaz ki… Pandora’nın kutusundaki son kötülük müydü yoksa umut?.. İnsan onu sevene neden ızdırap çektirir? Öldürmek için birini mesela, herhangi bir silah mı gerekir illâ…

Sen varken her şey güzeldi diye başlayan cümleler dizisinin sahibi dudaklar, çekilen acı yüzünden çatlayıp kuruyabilir mi?

Sezen Aksu – PeriÅŸanım Åžimdi…

Ne ağzımın tadı var, ne canda huzur
Gönül nasıl derin bir kederde
Aşkından ümidi kestim hiç olmazsa
Evim ÅŸenlensin sohbete gel de

Sen hiç fark etmeden kalp kırmadın mı
Merak edip vicdanına sormadın mı
Ne yaptım ben sana bu kadar nihayet
Ben de bir anadan doğmadım mı

Bir daha olmaz
Bin kere tövbe
Kan davası mı
Bu nasıl öfke (2x)

Perişanım şimdi mutlu oldun mu
Başını yastığa rahat koydun mu (2x)

Sen hiç fark etmeden kalp kırmadın mı
Merak edip vicdanına sormadın mı
Ne yaptım ben sana bu kadar nihayet
Ben de bir anadan doğmadım mı

Bir daha olmaz
Bin kere tövbe
Kan davası mı bu
Bu nasıl öfke

Bir daha olmaz
Bin kere tövbe
Kan davası mı
Bu nasıl öfke

Perişanım şimdi mutlu oldun mu
Başını yastığa rahat koydun mu (2x)

Perişanım şimdi mutlu oldun mu
Başını yastığa rahat koydun mu….

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.

Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi…

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi…

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu, omuz başından
keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. DoÄŸu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi…
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armaÄŸandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaÅŸlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi…

Yabancı petrol ÅŸirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız deÄŸil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. KurtuluÅŸ Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi…

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi…

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi…

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi…
Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi,

unutma bizi…

UÄžUR MUMCU

Hayat bize mutlu olma sansı vermedi sevgili…

Biz kendimizden baska herkesin üzüntüsünü

üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü.

Dünyanın öbür ucunda, hiç tanımadığımız

bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı.

Daha fazla »

antu.com internet sitesinde bu sorular hep soruluyor. Cevapları geliceye kadar da sorulacak…
Yıldız Soruları… Türkiye Liginden önce oynanan Milli Küme maçları neden hesaba alınmadı.

  • Neden 10 yıla deÄŸil, 5 yıla yıldız verildi…
  • Fenerbahçe’mizin neden 9 ÅŸampiyonluÄŸu yok sayıldı..
  • Madem 1959 baÅŸlangıç sayıldı, neden baÅŸlangıç BeÅŸiktaş’ın 2 yıldız alabilmesi için 1957’e çekildi.
  • Türkiye Profesyonel Birinci Futbol Ligi acaba ne zaman baÅŸladı…


Stat Soruları (Bir arsada senden kampanyası nereye varacak merak ediyoruz şimdide Büyükçekmece Belediyesi devreye girmiş)

  • Televizyonda Sn. Ergün Gürsoy’un da belirttiÄŸi ve teÅŸekkür ettiÄŸi gibi, neden Seyrantepe arazisi Galatasaray spor kulübüne tahsis edildi ve üstüne üstlük Ali Sami Yen’in arazisini de Galatasaray’da kaldı.
  • Normal ÅŸartlarda mücadele edemeyeceÄŸi rakipleri ile mücadele etmek için ayağını yorganına göre uzatmayan kulüplerin yardımına acaba her zaman birileri koÅŸacak mı?
  • Fenerbahçe taraftarı her türlü fedakârlıkla tek aÅŸkı olan Fenerbahçe’ye, destek için her ÅŸeyi yaparken, formalar alıp, biletleri tüketirken, servetini Fenerbahçe için eritirken, baÅŸka bir spor kulübü gazetelere atılan “Kurtulduâ€? manÅŸetleriyle, Seyrantepe ve Ali Sami Yen stadının yerine yapılacak Plaza projelerinden akacak gelir kaynaklarını bekliyor. Bu ÅŸartlar altında Fenerbahçe taraftarına ne tavsiye edersiniz… Bize yazmaya devam edin.

İSLAM BABA SENİ ZATEN UNUTMUYORUZ…

1914 yılında Sarıkamışta, Allahü Ekber daÄŸlarında, beyazlara boyandı mehmetçik… Emperyalist güçlere karşı yapılan mücadele de önemli kalelerden biriydi ve binlerce askerimiz, daha elleri tetiÄŸe dokunmadan, beyaza boyandılar….

Analım, unutmayalım…

ELLA ELLA

Ella Ella metsz Ella
Entu kaÄŸe viyella
Entu kağin ağhçkenin yar
A’sti kaÄŸsiyuz yalla

Lusnika erand kiÅŸer
Hayde ertag a’skiÅŸer
Hedev çaÄŸh tsemer ge’lli yar
Viyel ertag a’skiÅŸer

Aye garmilig aye
Modinida’l ar aye
Modined kaoçana yar
Cutme ÄŸhavaÄŸ ar aye

Covele’in oÄŸnuke’
Kukuliim kukuli
Deve’g intsi im sevdan yar
Yesa’l Astezun kuli

ALLAH ALLAH

Allah Allah büyük Allah
Şu karşıki köy kalksa
Karşı köyün kızları
Beriki köye yallah

Ay vurmuş güzel gece
Gel gidelim bu gece
Sonra yağmur kış olur
Kalk gidelim bu gece

Gel al yanaklım (allar giymiş) gel
Yanındakini (arkadaşını) al da gel
Yanındaki gelmezse
Bir salkım üzüm al gel

Covele’nin tepelerinde
Yalnız gezen kuş gibiyim
Verin bana sevdiÄŸimi
Ben de Allah’ın kuluyum

Söz: Hemşin Halk Şarkısı
Derleyen: Hikmet Akçiçek

Kazım Koyuncu,

Biliyoruz
Bir yıldız yağmuruna tutulacağız
Toprak çökecek
Başımız dönecek, arkamızda seni bulacağız
“Hayde” diyeceksin Ernesto gibi
Gidelim
Yıldızların çok olduğu
Bir gökyüzü altına …

BALO MASKESIZ OLSUN!
Kimileri “ortaoyunu”nu maskeli balo ile karistiriyor.  Ortaoyunu güldür güldür, bu güldürmüyor…
Maskeli balonun bir gizemi vardir, bu ise sadece çirkinlikleri gizliyor.
Kimileri maskelerin ardindaki gerçegi bilmiyor.  Kimileri ise bildigi halde susuyor.
Ya çikar geregi… Ya da korkudan! Daha fazla »